| |
nsanlara yaşamları
boyunca ihtiyaç duyabilecekleri her konuda gerekli tüm bilgileri Allah
Kuran'da açıklamıştır. Dünya hayatının gerçek yüzünü, insanların yaratılış
amaçlarını, güzel bir hayat yaşayabilmelerinin sırlarını, insan fıtratına
en uygun olan ahlak anlayışını insanlara bildirmiştir. Allah'ın bildirdiği
bu gerçeklere iman edip, hayatlarını bu doğrultuda yönlendiren insanlar
dünyada ve ahirette gerçek mutluluğu elde etmiş olurlar.
Cahiliye toplumlarında ise insanların hayatlarını yönlendiren, mutlak
doğru olduğundan emin olabilecekleri bir güç yoktur. Tam tersine peşinden
gittikleri kuralların büyük çoğunluğunun, ne zaman, kim tarafından ve
hangi bilgilere dayanarak konulduğu dahi belirsizdir. Bu adı konulmayan,
ama tüm cahiliye insanlarının yıllar boyu topluca uydukları kurallar,
atalarından kalan bir gelenek olarak yaşanır. Cahiliye insanlarının yaşayış
amaçları, idealleri, değer yargıları, kısacası toplum düzeninin üzerine
bina edildiği tüm temeller hep bu anlayış ile oluşturulur. Toplumdaki
her bireyin, içerisinde bulunduğu konuma, sahip olduğu sosyal statüye,
cinsiyetine, inançlarına ve yaşam tarzına göre önceden belirlenmiş bir
yeri vardır.
Kadının toplumdaki yeri de, insanların büyük bölümünün etkisi altında
kaldığı bu sabit bakış açıları ve değer yargıları doğrultusunda belirlenmiştir.
Kimi toplumlarda kadının, bedenen erkekten daha güçsüz olması nedeniyle,
ruhen de onlardan daha zayıf bir yapıya sahip olmaları gerektiği şeklinde
yanlış bir inanç hakimdir. Kadının kişiliği, ahlaki özellikleri ve yeteneklerinin
de, fiziksel yapısıyla orantılı olarak daha sınırlı olduğuna inanılır.
Örneğin toplumda "erkek işi" ya da "kadın işi" diye ayırt edilen konular
vardır. Elbette ki fiziki güçleri ve yapıları bakımından kadının yapabilecekleriyle
erkeğin yapabileceği işler birbirinden farklıdır. Ancak cahiliye toplumlarındaki
bu ayrım, bunun dışında, kadının akıl ve beceri yönünden de daha güçsüz
görülmesine dayalı bir ön yargıdan kaynaklanmaktadır.
Günümüzde kadınlar pek çok alandaki bilgi ve becerileriyle
bu ön yargının geçersizliğini ortaya koymaktadırlar. Ancak yine de, toplumun
bir kısmında kadının belirli işleri yapamayacağı ya da en azından erkeğin
bu işleri daha akılcı ve daha pratik bir şekilde çözüme kavuşturacağı
şeklinde bir inanç hakimdir.
 |
Yeteneğin yanı sıra, kimi insanlarda kişilik konusunda da kadının erkeğe
göre daha zayıf bir yapıya sahip olduğuna dair bir kanaat vardır. Örneğin
erkeğin soğukkanlılıkla karşıladığı bir olay karşısında, kadının paniğe
kapılıp kontrolünü kaybetmesi ya da erkeğin irade kullanarak karşı koyabildiği
bir zorluk karşısında, kadının iradesiz ve güçsüz davranması cahiliye
toplumlarında bazı kişiler tarafından olağan bir tavır olarak kabul edilir.
Ve bu kabul, çocukluk yıllarından itibaren, verilen eğitim ile kız çocuklarına
da aşılanır. Erkek çocuklarını olabildiğince güçlü bir karaktere sahip
olacak şekilde yetiştiren aileler, kız çocuklarına da tam tersi bir telkin
verirler. Herhangi bir zorlukla karşılaştıklarında erkek çocuklarına 'erkekler
ağlamaz, erkek gibi davran, cesur ol' derken, çocukları aksi bir tavır
gösterdiğinde bu durumu onlara 'kız gibi korkaklık yapma', 'kız gibi ağlıyorsun',
'kız gibi ürkek davranıyorsun' gibi sözlerle anlatmaya çalışırlar. Aynı
şekilde kız çocuklarını yetiştirirlerken de onlara sürekli olarak erkeklerden
farklı oldukları, tavırlarını bu doğrultuda düzenlemeleri gerektiği yönünde
telkinler verirler.
Cahiliye ahlakının yaşandığı toplum içerisindeki kadının tüm görev ve
sorumlulukları bu bakış açısı doğrultusunda, sadece belirli konularla
sınırlandırılmıştır. Günümüz toplumlarının büyük bir kısmında kadının
pek çok alanda erkeğe göre daha geri planda olması hep bu sabit değerlendirmenin
bir sonucudur.
Kadınlara yönelik bu çarpık bakış açısı, tarihin farklı dönemlerinde
de çeşitli şekillerde ortaya çıkmıştır. Özellikle geçmişte yaşamış olan,
cahiliye inançlarını benimsemiş toplumlarda bu düşünce son derece yanlış
uygulamalara yol açmıştır. Allah Kuran'da bu toplumlarda, insanların kız
çocuklarını değersiz görerek doğar doğmaz, diri diri toprağa gömdüklerini
bildirmektedir:
"Ve 'diri diri toprağa gömülen kızcağıza' sorulduğu zaman:
"Hangi suçtan dolayı öldürüldü?" (Tekvir Suresi, 8-9)
Başka ayetlerde ise Allah, "Onlardan birine kız (çocuk) müjdelendiği
zaman içi öfkeyle-taşarak yüzü simsiyah kesilir. Kendisine verilen müjdenin
kötülüğünden dolayı topluluktan gizlenir; onu aşağılanarak tutacak mı,
yoksa toprağa gömecek mi? Bak, verdikleri hüküm ne kötüdür?" (Nahl Suresi,
58-59) sözleriyle, kız çocuğu olacağını öğrenen kimselerin yüzlerinin
öfkeyle dolduğunu, içerisinde bulundukları bu durumdan dolayı çevrelerindeki
insanlardan utanıp gizlendiklerini bildirmektedir. Allah ayrıca bu kimselerin
kız çocuklarını "süs içinde yetiştirilmiş ve mücadeleye açık olmayan kimseler"
olarak değerlendirdiklerine de dikkat çekmektedir:
"Oysa onlardan biri, O, Rahman (olan Allah) için verdiği
örnek ile (kız çocuğunun doğumuyla) müjdelendiği zaman, yüzü simsiyah
kesilmiş olarak kahrından yutkundukça yutkunur. Onlar, süs içinde büyütülüp
de mücadelede açık olmayan (kızlar)ı mı (Allah'a yakıştırıyorlar)?" (Zuhruf
Suresi, 17-18)
Allah, İslam ahlakından habersiz olan bu toplumlara gönderdiği
peygamberleri ve indirdiği hak kitapları ile, kız çocuklarına karşı olan
bu bakış açısının yanlışlığını bildirmiştir. Peygamberlerin tebliği ve
İslam ahlakının insanlar tarafından öğrenilmesiyle birlikte, kız çocuklarını
bir utanç vesilesi olarak görme düşüncesi ve cahiliye toplumlarında var
olan bu uygulama büyük ölçüde ortadan kalkmıştır.
Allah Kuran'ın "Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır.
Dilediğini yaratır. Dilediğine dişiler armağan eder, dilediğine de erkek
armağan eder. Veya erkekler ve dişiler olarak çift (ikiz) verir. Dilediğini
kısır bırakır. Gerçekten O, bilendir, güç yetirendir." (Şura Suresi, 49-50)
ayetleriyle, insanlara ulaşan her türlü nimeti onlara verenin Allah
olduğunu hatırlatmaktadır. Erkek çocuğu gibi, kız çocuğu da Allah'ın insanlara
lütuf olarak verdiği bir nimetidir. İnsanın sorumluluğu ise, Allah'ın
nimetine karşı nankörlük etmeden en güzel şekilde şükredebilmektir.
Görüldüğü gibi, tarihin çeşitli dönemlerinde kadınlar hakkında farklı
şekillerde ortaya çıkan yanlış bir bakış açısı hakim olmuştur. Ancak bu
noktada göz ardı edilmemesi gereken önemli bir gerçek de vardır. Cahiliye
toplumlarında görülen kadın karakteri, bu bakış açısını bir anlamda desteklemekte
ve doğrulamaktadır. Cahiliye ahlakına sahip kimi kadınlar gösterdikleri
karakter, ortaya koydukları tavırlar ve benimsedikleri ahlak anlayışı
ile, kendileri hakkındaki bu sabit bakış açısının yanlış olmadığını ortaya
koymaktadırlar.
Oysa gerçekte kadın olsun erkek olsun mümin olan kimseler,
keskin bir akla, derin bir kavrayış yeteneğine, güçlü bir kişiliğe sahip
olabilen, üstün bir ahlak sergileyebilen kimselerdir. Allah'ın Kuran'da
örnek vermiş olduğu Hz. Meryem ve Firavun'un hanımı kadınların en güzel
örneklerindendir. Ancak kimi kadınların din ahlakından uzak bir hayatı
benimseyerek cahiliye kurallarına göre yaşamaları, onların bu üstün yönlerinin
körelmesine neden olmaktadır.
İlerleyen satırlarda kadınların bu üstün ahlakı yaşamalarına engel olan
cahiliye karakterine kısaca değinerek, ideal Müslüman kadın karakteri
ile bu karakter arasındaki çarpıcı farklılıkları ortaya koyacağız.
Cahiliye Toplumlarında Kadın Karakteri
Cahiliye toplumlarında görülen kadın karakteri, hangi kültür
seviyesinden olursa olsun, toplumun hemen her kesimi tarafından çok iyi
bilinmekte ve kimi kadınlar tarafından titizlikle uygulanmaktadır. Bunun
önemli bir sebebi ise, toplumun tüm üyelerinin, bu karakteri kız çocuklarına
küçük yaşlardan itibaren olabildiğince cazip gösterip özendirmeleridir.
Çocukluk yıllarından itibaren çevrelerindeki tüm insanlardan aynı telkinleri
alarak yetiştirilen kız çocukları, toplum tarafından kendileri için uygun
görülen bu karakteri çoğu zaman hiç sorgulamadan kabullenirler. Annelerini
ve çevrelerindeki diğer kadınları gözlemleyerek, yetişkin bir insan oldukları
zaman nasıl bir karakter sergileyecekleri ve yaşamlarını hangi idealler
üzerine kuracakları konusunda belirli bir kanaat edinirler. Çevrelerindeki
bu insanlardan duydukları sözleri tekrarlar, onlardan gördükleri tavırları
sergiler, onlar gibi olabilmek için çaba harcarlar. Sonuç olarak da, daha
farklı bir modelle karşılaşmadıkları için kendileri için en ideal kimliğin
bu olduğunu sanarak, büyüklerinden gördükleri aynı kadın karakterinin
kusursuz birer kopyası haline gelirler.
 |
Elbette, önceki satırlarda da değinildiği gibi, cahiliye toplumunda
yaygın olarak yaşanan bu karakterin yanlışlıklarını gören ve bu karakteri
benimsemeyen kadınlar da vardır. Ancak bu çarpıklığı görebilmiş olmaları,
yine de bu kimseleri temelde cahiliyenin kadın karakterinden uzaklaştırmaya
yetmemektedir. Belki bu tavır bozukluklarının bir kısmından kurtulabilmektedirler
ama kişiliklerini belirleyen ölçüler yine Kuran ahlakının dışında ve cahiliye
kurallarına dayalı olduğu için, yaşadıkları karakter de yine kendi içerisinde
çeşitli çarpıklıklarla doludur. Dolayısıyla bu kimselerin cahiliye toplumunda
yaygın olarak yaşanan kadın karakterinden farklılıkları, temelde onları
küçük görüp kendilerini bu sınıflandırmanın dışında tutmalarıyla sınırlı
kalır. Çünkü Allah'ın Kuran'da bildirdiği Müslüman kadın karakteri yaşanmadığı
takdirde, ortaya çıkacak olan her kişilik kesin olarak çarpıklıklarla
ve yanlışlıklarla dolu olacaktır.
Cahiliye toplumlarındaki kadın karakterinin genel özelliklerini
incelediğimizde, adı her ne kadar "iş kadını" ya da "ev kadını" olarak
değişse de, bu kişilerin temelde ortak bir karakterin çatısı altında birleştiklerini
görürüz. Öyle ki, erkek ya da kadın küçük ya da büyük, toplumun herhangi
bir bireyine sorulacak olunsa, kadın karakteri hakkında dile getirecekleri
izlenimler hemen hemen birbirinin aynı olacaktır. Bunlar arasında en belirgin
olanlarından biri ise, kadınların bir erkek gibi güçlü ve dayanıklı bir
kişilik gösteremeyeceklerine olan inançtır. Toplumun erkek bireyleri kadar,
kadınların bazıları da kendilerine yapılan bu yakıştırmayı kabullenmişlerdir.
Kendilerine yakıştırılan "korunup kollanan" karakter nedeniyle hiçbir
zaman "koruyan, kollayan" kimseler konumunda olabileceklerini düşünmemişlerdir.
Erkekten daha aciz ve daha beceriksiz oldukları şeklindeki inançları nedeniyle,
genellikle maddi manevi anlamda kendilerine bakabilecek, insanların kendilerini
ezme ihtimaline ve diğer tehlikelere karşı onları koruyup kollayacak birilerine
sığınma ihtiyacı duyarlar. Gerek evliliklerinde eşlerine, gerekse de daha
ilerleyen yaşlarında oğullarına olan yaklaşımlarında hep bu düşünceyle
hareket eder, çevrelerinde de kendilerine bu imkanları sağlayabilecek
birilerini ararlar.
 |
Bu zayıf karakter bu kimselerin "duygusallık, ağlama, küsme, alınma,
kıskançlığa kapılma, yakınma" gibi tavır bozukluklarına yatkın bir ahlak
geliştirmelerine neden olur. Bunlar genellikle cahiliye toplumlarında
kadın kavramı ile özdeşleşmiş ve "kadınların özünde olan özellikler" olarak
kabul edilen tavırlardır. Örneğin kadının olaylar karşısında aşırı hassasiyet
göstererek ağlaması da son derece olağan bir tavır olarak kabullenilmiştir.
Erkek karakterinde genel olarak hakim olan tavır kalenderlik
ve mertlik olarak bilinirken, kadının da alıngan, duygusal ve kırılgan
bir yapısı olduğuna inanılır. Bunların yanı sıra, olaylar karşısında hemen
"ümitsizliğe düşmek, telaşa kapılmak, şikayetçi bir üslup kullanmak ya
da tartışmacı bir tavır sergilemek" de kimi cahiliye kadınlarında sıkça
görülebilen Kuran ahlakına aykırı özelliklerdendir.
Kadın karakterine dair tüm özelliklerin ortak olan yanı ise, her birinin,
bu kişilere sadece sıkıntı ve mutsuzluk getiriyor olmasıdır. Gösterdikleri
ahlak nedeniyle bu kimseler yaşamlarını sürekli gerilim, sıkıntı ve zorluk
içerisinde geçirirler. Yaşadıkları ahlakın ve mutsuzluklarının temel nedeni
ise, dünya hayatına bakış açılarının, yaşama amaçlarının, kendileri için
seçtikleri ideallerin yanlışlığında gizlidir.
Cahiliye toplumunun diğer bireyleri gibi kadınlar da tüm yaşamlarını
"dünya hayatı" ve "bu hayatın süsleri" üzerine kurmuşlardır. Dünya hayatının
insanlara sunduğu menfaatlerden olabilecek en fazlasıyla yararlanabilmek,
sürekli olarak yaşam standartlarını yükseltecek imkanlar elde edebilmek,
toplum nazarında iyi bir isim, iyi bir itibar elde edebilmek, sahip olduklarıyla
çevrelerinin hayranlığını ve övgüsünü kazanabilmek bu kimselerin önde
gelen ideallerindendir.
Tasalandıkları konular ise, bu idealleriyle bağlantılı olarak, gelecek
endişesi, mal ve can kaygısı gibi temel konular üzerine kuruludur. Toplum
tarafından kendilerine telkin edilen görev gereği, amaçları genellikle
sadece "iyi bir ev kadını, iyi bir anne ve iyi bir eş olabilmek"tir. Bunun
dışında kendilerinden en fazla beklenen ise, maddi bağımsızlıklarını elde
edebilecekleri bir meslek ve iyi bir kariyer sahibi olmalarıdır.
Elbette 'iyi bir anne, iyi bir eş, iyi bir ev kadını olmak ya da kişiye
maddi anlamda fayda sağlayacak bir yetenek kazanmak' gibi isteklerin hiçbirinde
bir yanlışlık yoktur; bunlar insanların dünya hayatında elde etmek isteyebilecekleri
meşru isteklerdir. Yanlış olan, kadının böylesine kısıtlı bir dünyada
yaşamaya teşvik edilmesi, ideallerinin sadece bu amaçlarla sınırlandırılmasıdır.
Tüm insanlar, ölümden sonra karşılaşacakları hesap gününde, dünya hayatında
Allah'ın rızasını kazanmaktan yana gösterdikleri çabalarına göre sonsuza
dek mükafatlandırılacak ya da cezalandırılacaklardır.
İşte diğer cahiliye karakterlerinde olduğu gibi, kadın karakterinde de
asıl hatalı olan yön, bu kimselerin sadece dünya hayatını kazanmaya yönelik
bir kişilik göstermeleri, bu hayata göre bir yaşam tarzı geliştirmiş olmalarıdır.
Çünkü insanın dünya hayatında sahip olduğu mallar da, kazandığı itibar
da, yakınları, ailesi ya da çocukları da bir gün mutlaka yok olacaktır.
Sonsuza kadar var olacak olan yalnızca Allah'tır. Bu nedenle insanın kişiliğini,
ahlakını, yaşam tarzını, ideallerini tümüyle Allah'ın rızasını kazanmayı
amaçlayarak belirlemesi gerekmektedir. Aksinde kişi, yaşamını sadece sınırlı
ve küçük bir dünyada sürdürmekle kalmayacak, ahirette de sonsuza dek büyük
bir pişmanlık ve sıkıntıyla karşılaşacaktır.
Bu noktada şunu da eklemek gerekir ki elbette toplum içerisinde
bulunduğu konumdan memnun olmayan, bu karakteri sorgulayan ve toplumdaki
bu yaygın kanaatin dışına çıkmak için çabalayan pek çok kadın vardır.
Hatta bu kimseler çoğu zaman pek çok alanda elde ettikleri başarılarla
ön plana çıkmakta ve kadınlar hakkındaki bu düşüncelerin yanlışlığını
ortaya koymaktadırlar. Ancak tüm bu başarıları elde ederken dahi cahiliye
ölçülerine dayalı bir karakteri yaşamaya devam ettikleri ve yine Allah'ın
rızasına uygun bir karakter sergilemedikleri için, istedikleri sonuca
ulaşamamakta, toplum nazarında aradıkları gerçek saygı sevgi ve güveni
kazanamamaktadırlar. Kimi zaman bu isteklerine ulaşmış gibi görünseler
de, tüm bunları gerçek ve kalıcı şekilde elde edemediklerini bildikleri
için yine de mutlu ve huzurlu olamazlar.
Kendilerinden beklenen karakteri sorgusuzca kabul eden kimselerin ise,
bu tavırlarını dayandırdıkları bazı mazeretler vardır. Öncelikle insanların
kendi aralarında "toplum kuralları" adını verdikleri ölçülerin, kadınların
toplumun kendilerinden beklediği karakterin dışına çıkmalarını engellediğini
düşünürler. Böyle bir durumda toplum tarafından kınanma, eleştirilme ve
hatta dışlanma tehlikeleriyle karşı karşıya kalma ihtimalinden çekinirler.
Bu gibi bir risk altına girmek istemedikleri için, toplumun tüm bireyleri
tarafından yıllardır tasdik gören bir karakteri yaşamayı daha uygun görürler.
Kimi kadınların söz konusu ortak kadın karakterinin dışına çıkmaktaki
çekimserliklerinin ikinci bir nedeni ise, böyle bir girişimde bulunduklarında
kendi üzerlerinde etki ve otorite sahibi olan, yakın çevrelerindeki insanların
baskılayıcı tavırlarıyla karşılaşmalarıdır. Bu bakış açısı, bu kimselerin,
yanlış yönlerini açıkça gördükleri halde, bu karakterden uzaklaşmak için
gereği gibi bir atılım yapmamalarına neden olmaktadır.
Ancak tüm bunlar arasında, bu kimselerin söz konusu cahiliye karakterinden
kurtulamamalarının en önemli sebebi ise, yaşadıkları karakteri terk ettiklerinde,
kendilerini topluma kabul ettirebilecekleri, yeni ve ideal bir kişiliği
nasıl kazanacaklarını bilmemeleridir. Bu bilinçsizlikleri nedeniyle çözümü
hep yanlış odaklarda ararlar. Örneğin bir ev kadını toplumda daha iyi
bir yer edinebilmesinin, çevresindeki insanlardan daha çok saygı ve sevgi
görebilmesinin 'ev kadını' kimliğinden kurtulup, 'iş kadını' kimliğini
kazanmasıyla mümkün olabileceğini sanır. Bir iş kadını ise, aynı sonucu
kariyerini artırdığında ya da daha itibarlı bir meslek edindiğinde elde
edebileceğine inanır.
Oysa bu ve benzeri düşüncelerin tümü yanlıştır. İnsanları hem
dünyada hem ahirette, gerek insanların gözünde gerekse Allah Katında onurlu
ve üstün konuma getirebilecek tek bir yaşam şekli, tek bir karakter ve
tek bir ahlak anlayışı vardır. Kuran'a göre yaşamak insanlara en güçlü
karakteri ve en güzel ahlakı kazandırır. Bu da kişinin hem Allah'ın rızasını
hem de insanların sevgisini ve saygısını kazanmasını sağlar.
Dolayısıyla, kadın olsun erkek olsun her insanın asıl yapması gereken,
kendisinden beklenen kişiliğe bürünmesi değil, doğru olanı araştırıp bulması
ve bu kişiliği benimsemesi olmalıdır. Allah, tüm insanların yaşaması gereken
en güzel kişiliği ve en doğru karakter özelliklerini Kuran ile bizlere
bildirmiştir. Kuran'da gösterilen bu yol en sade, en kolay ve en mükemmel
olanıdır. Allah, bu gerçeği bizlere şu sözlerle bildirmektedir:
Kim iman eder ve salih amellerde bulunursa,
onun için güzel bir karşılık vardır. Ona buyruğumuzdan kolay olanını söyleyeceğiz."
(Kehf Suresi, 88)
|
|
 |